Gebelik ve Enfeksiyonlar


İdrar yolu enfeksiyonları (İYE) gebelikte anemiden (kansızlık) sonra en sık karşılaşılan sağlık problemidir. Gebelerin % 17-20’sinde görülmektedir. 6. gebelik haftasından itibaren İYE sıklığı artar. Tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonları  erken doğum, erken membran rüptürü ( suların erken gelmesi), amnion zarı enfeksiyonu, düşük doğum ağırlığı, loğusa ateşi, yeni doğan enfeksiyonları gibi olumsuzlukların görülme riskinde artışa yol açabilir.

Gebelik döneminde artan hormonların etkisi ile tüm düz kaslarda olduğu gibi idrar yollarında da (üreter ve mesane) gevşeklik ve genişleme olmaktadır. Bu genişleme ve büyüyen rahmin baskı etkisiyle idrarın bu bölgelerde daha fazla miktarda ve daha uzun süre kalmasına (staz) ve enfeksiyon için ortam oluşmasına neden olur. Normalde steril olan idrarda, özellikle vajinadan dış idrar yolu (üretra) ile yukarı doğru çıkan mikroorganizmalar nedeniyle  enfeksiyon geliştirme eğilimi artar.

Gebelik öncesi idrar yolu  ve genital yol enfeksiyonu olanlarda, şeker hastalığı olanlarda, düşük sosyo-ekonomik durumda, kansızlık varlığında  görülme riski artmıştır.

İdrar yolu enfeksiyonları sırasında karşılaşılacak şikayetler:

  • İdrar yaparken yanma, ağrı,sızlama
  • Sık idrara çıkma ( gece de gerek duyulabilir)
  • Kasık ağrısı, mesane üstüne uyan bölgede ağrı
  • İdrarda kan görülmesi
  • İdrarda koyulaşma, koku olması
  • Enfeksiyon böbrekleri de etkilediğinde, ateş yükselmesi, yan ağrısı,  bulantı kusma…

Gebelikte idrar yolu enfeksiyonları  belirti vermeyen ve idrarda enfeksiyon etkeni mikroorganizmaların belirli bir sayının üzerinde olmasıyla karakterize olan Asemptomatik Bakteriüriden,  Pyelonefrit adı verilen ateşli, genel durumu bozabilen erken doğumu tetikleyebilen böbrek enfeksiyonlarına kadar uzanabilen bir yelpaze içinde değerlendirilebilir.

Asemptomatik bakteriüri gebelik açısından çok önemlidir. Herhangi bir belirti vermeyen bu durum tedavi edilmez ise pyelonefrite yol açma şansı olduğundan gebelik sırasında teşhisi ve tedavisi önem kazanmaktadır.

Gebelik ilk muayenesinde ve son trimestirde  alınan idrar kültürü sonucu mililitrede 100.000 in üzerinde bakteri üremesi saptandığında uygun antibiyotik ile tedavi edilmesi sonrasında yaşanabilecek komplikasyonları engellemektedir. Tedavi sonrası idrar kültürünün tekrarlanması tedavi etkinliğinin değerlendirilmesinde yararlıdır.

Sisitit:

Mesane (idrar torbası) enfeksiyonudur. İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, mesane üzerinde rahatsızlık hissi, kasık ağrısı gibi şikayetler oluşturabilir. İdrar tahlili ve kültürüyle değerlendirilmelidir. İdrar kültürü sonuçlanmadan en sık neden olan etkene göre tedavi başlayıp sonuç çıktığında gerekir ise  antibiyotik tedavisi tekrar düzenlenebilir. Tüm idrar yolu enfeksiyonları tedavilerinde ihmal edilmemesi gereken öneri bol sıvı tüketilmesi olmalıdır. İdrar yollarının mekanik olarak temizliğine yardımcı olacak bu öneri tedaviye önemli katkılar sağlayacaktır.

Piyelonefrit:

Böbreklerin de enfeksiyona dahil olduğu, yüksek ateş, titreme, bulantı, yan ağrısı ve  diğer idrar yolu enfeksiyon bulgularının eşlik ettiği genel durum bozukluğu yaratabilen, kana bakterilerin ulaşması (sepsis) gibi çok önemli durumlara yol açabilen  ve erken doğum için zemin hazırlayabilen idrar yolu enfeksiyonudur. Asemptomatik bakteriürinin saptanması ve uygun tedavisi ile gebelikte görülme sıklığında azalma olabilir. Tedavi edilmemiş asemptomatik bakteriüri %30-40 oranında sistit ve pyelonefrite ilerleyebilmektedir. Gebelerin %1-2 sinde görülebilmektedir. Hastane koşullarında tedavi edilmelidir.

İdrar yolu enfeksiyonlarını azaltmak için  yapılabilecek en önemli şey bol sıvı tüketmektir. Genital bölgenin ıslak bırakılmaması, pamuklu iç çamaşırı ve sıkı olmayan pantolonların giyilmesi genital enfeksiyonlarda olduğu gibi idrar yolu enfeksiyonlarında da enfeksiyon etkeni olabilecek mikroorganizmaların bu bölgede çoğalmasını engelleyeceğinden önemlidir.

Gebelik ve Hepatit A virüs Enfeksiyonu

Gebelerin HAV enfeksiyonuna eğilimli olduklarına dair bir bulgu yoktur. A tipi akut viral hepatitler gebe ve gebe olmayanlarda benzerdir. HAV fetus üzerine olumsuz bir etki yaratmaz. Yeni doğana perinatal olarak geçmez ve kronik taşıyıcılık yaratmaz. Sadece anne doğum eylemi sırasında A tipi  akut viral hepatit geçiriyorsa yeni doğana doğum sırasında veya doğum sonrası dışkı-ağız yolu ile bulaşabilir. Bu durumda yeni doğana immunglobulin uygulanabilir.

Gebelik ve Hepatit B virüs Enfeksiyonu

Hepatit B virüsü  bir DNA virüsüdür  ve karaciğer hücrelerini etkiler. Kan kan ürünleri yoluyla ve cinsel temas ile bulaşır. Virüsü aldıktan 2-6 aylık kuluçka dönemi sonrası akut enfeksiyon gelişir. Çoğu zaman grip benzeri belirtilerle  ya da hiç belirti vermeden geçirilebileceği gibi nadiren çok şiddetli karaciğer bozuklukları yapan bir tablo da görülebilir. Enfeksiyonu geçirenleri % 5-10’unda hastalığa karşı koruyuculuk gelişemez ve kronik taşıyıcı olarak kalır.

Akut hepatit B enfeksiyonu gebelerin 100 de birinde  görülür. Önemli olan kronik taşıyıcı olan gebelerin gebe kalmasıdır.  Ülkemizde taşıyıcılık %5 civarındadır. HBV’nin gebelik sırasında anneden bebeğe geçişi genellikle doğum sırasında olmaktadır. Bulaşma kronik hepatit ile sonlanabilir. HBV alınma yaşı ne kadar erken ise kronikleşme o kadar fazla olur.

HBV’nin bebeğe geçişi iki yol ile olabilir.

1) Plasenta yolu ile : Çok nadirdir, geçse bile teratojenik etki gösterilmemiştir. 1. trimestirde akut enfeksiyon geçirilirse fetusa geçme riski yoktur. 2 trimestirde %7-25 oranında  3. trimestirde ve doğum sonrası 1. ayda %60-80 oranında geçiş olur.

2) Doğum sırasında  anne serumunda  HbsAg (+) ise bebeğin annenin kanına, vajinal salgılarına ve dışkısına teması ile geçiş olacaktır. Ana geçiş yoludur.  HbeAG varlığında geçiş oranları yükselir. %80-90 yeni doğan hapatitine , %80-85 de taşıyıcılığa neden olacaktır. HbeAg(-) ise yeni doğan hepatiti %20-25 taşıyıcılık ise %13’e düşecektir.

Gebelik sırasında geçirilen akut viral hepatit veya kronik Hepatit B taşıyıcılığı doğumsal anomali, düşük, anne karnı ölümleri ve gelişme geriliği açısından risk taşımaz. Yeni doğan için risk enfeksiyon geçirmesi ve yaşamına taşıyıcı olarak devam etmesi ve bunun potansiyel risklerini taşımasıdır (kronik hepatit, karaciğer hücreli kanser).

HbsAg (+) olan anneden doğan çocuklara 12 saat içerisinde spesifik Hepatit B immunglobulin  ile  pasif bağışıklama yapılmalı ve ilk 7 gün içinde, 1. Ay ve 6. ayda olmak üzere 3 kez rekombinant HBV aşısı uygulanmalıdır. % 90 yeni doğan enfeksiyonu bu uygulamalarla engellenebilir kalan % 10 ‘ değerlendirmek için bebeklerde hepatit testleri ile takip yapılmalıdır .

Gebelik ve sitomegalovirus enfeksiyonu (CMV)

CMV insandan insana cinsel temas, solunum yolu,  enfekte idrar ve tükürük ile direkt temas yoluyla, enfekte süt ve kan transfüzyonu yolu ile olabilir. Enfeksiyonların büyük kısmı belirti vermez, belirti verenlerde ise yüksek ve uzun süren ateş (2-3 hafta), halsizlik, kas ve eklem ağrıları, karaciğer ve dalakta büyüme, boğaz enfeksiyonu gibi belirtiler olur. 200-300 gebede 1 CMV  enfeksiyonuna rastlanabilir. Anneden bebeğe CMV enfeksiyonunun geçişi ve bebek enfeksiyonunun  şiddeti, anne enfeksiyonun 1. enfeksiyon ya da tekrarlayan enfeksiyon olmasıyla çok ilişkisi vardır.  Gebelik sırasında ilk kez CMV enfeksiyonu geçiriliyorsa  bebeğe geçiş %20-40 vakada görülür.  Enfekte bebeklerin  %5-10 unda belirtilere neden olabilir. %10-15’inde  uzun dönemde işitme kaybı, zihinsel gelişme geriliği,  gibi sorunlar ortaya çıkabilir.  Daha önceden CMV geçirmiş ve gebelik sırasında tekrar enfeksiyon geçiren anneden bebeğe geçiş ise %1-2 oranında olacaktır.  %5’inden azında işitme sorunları oluşabilir.

Gebeliklerin % 0.2-2 sinde yeni doğanda doğumsal CMV enfeksiyonu saptanır. CMV enfeksiyonu en fazla rastlanılan doğumsal enfeksiyondur. Doğumsal CMV enfeksiyonu çoğunlukla belirti vermez ve büyük çoğunda bir sorun oluşturmaz. %5-10’unda ise ilerleyen yaşlarda (5 yıl içinde) duyma kaybı, göz enfeksiyonu, diş bozuklukları,  zeka ve öğrenme bozuklukları görülebilir. Olguların %5-10 da ise konjenital enfeksiyon belirti verir. Ciltte noktasal kanamalar, karaciğer dalakta büyüme, sarılık, küçük kafa çapı, gelişme geriliği gözde enfeksiyon bulunabilir.  Bu durumdaki yeni doğanların 1/3’ü yaşamına devam edemez. Beyin tutulumu olanlarda ölüm daha sık görülür. Yaşayanlarda ise sağırlık, motor ve mental bozukluklar görülür.

Gebelik takiplerinde CMV IgG bakılarak bu hastalığın geçirilip geçirilmediğine bakılır. Gebelik sırasında annenin enfeksiyonun anlaşılmasının en güvenilir yöntemi daha önce CMV IgG’si negatif olan gebede (+) olarak bulunmasıdır.

Bebekte enfeksiyon tanısı virüsün bebek kanında, amnion sıvısında veya koryon villusta spesifik IgM saptanması, hücre kültüründe virüsün tespiti ya da virus DNA’sının PCR yöntemiyle bulunması esasına dayanır.   IgM bulunması  yeterince güvenli değildir. Annenin aktif enfeksiyonundan  4-6 hafta sonra CMV’nin kültür ve PCR ile saptanması  en doğru sonucu verir. Unutmamak gerekir ki bebekte enfeksiyon tanısı konulsa bile %20-25 bebekte belirti veren enfeksiyon ve uzun sürede sorunlar gelişebilir.

Prenatal tanı yapıldığında bebekte CMV enfeksiyonu dışlanırsa gereksiz gebelik sonlandırmaları engellenir. Enfeksiyon saptandığında ise detaylı ultrason bulgularıyla beraber riskler aileye anlatılmalıdır.

Suçiçeği ve Zona

Varicella-Zoster virusunun (VZV) meydana getiridiği iki farklı enfeksiyondur. Bu virüsle oluşan ilk enfeksiyonla suçiçeği tablosu oluşur. Bu enfeksiyon sonrası vücutta sessiz kalan virüsün yeniden canlanması soncunda ise zona tablosu oluşur.

Bu hastalığın bulaşması sadece enfekte insandan olur. Çok hızlı bulaşan  bir enfeksiyondur. Suçiçeği  geçirmemiş bir insan hasta biriyle karşılaştığında % 90 bulaşır. Döküntüler başlamadan 2 gün öncesinden döküntülerin kabuklaşmasına kadar geçen 5-6 günlük süre bulaştırıcılığın en çok olduğu dönemdir. Suçiçeği ve zonaya 2000 gebelikte 1 rastlanır. Çocukluk dönemi döküntülü hastalığı olan suçiçeği gebelikte daha ağır geçer ancak bunun nedeni gebelik değil hastanın erişkin olmasıdır. Anneden bebeğe enfeksiyonun geçişinin ne oranda olduğu kesin değildir. Ancak gebeliğin 8-20. Haftaları arasında geçirilen enfeksiyon sonrası doğumsal suçiçeği sendromu görülme riski % 0 ile 9.1 arasında değişen oranlarda bildirilmiştir. Bu virüsün gerçekten teratojen olup olmadığı kesin değildir.

Bu arada doğumdan önceki son 5 gün içerisinde geçirilen suçiçeği enfeksiyonunda yeni doğanların %20-60’ında enfeksiyon gelişir ve bu enfeksiyon nedeniyle yeni doğan ölüm oranları %20-30 kadardır. Bu nedenle doğumdan hemen önce bu enfeksiyon geçirilmiş ise mümkün olan koşullarda doğum 1 hafta kadar ertelenmelidir. 

Ciltte belirli yerlerde görülen döküntülü ağrılı lezyonlarla karakterize Zona’nın  geçirilmesi ise bebek açısından herhangi bir risk oluşturmaz .

Tanı VZV IgM  ve IgG!nin bakılması veya virüsün izolasyonu ile koyulur. Döküntüden 2-5 gün sonra IgG ve IgM(+) hale gelir.

Gebe suçiçeği enfeksiyonu geçiren birisiyle temas ettiğinde hemen anne bağışıklığı değerlendirilmelidir. Daha önce geçirdiyse  ve bağışık ise ilave bir tedaviye gereksinim duyulmaz, geçirmemiş ise hastalığın daha hafif geçmesi için VZV immunglobulin verilir.

Gebelik ve Kızamıkçık (Rubella)

Döküntülü ve ateşli çocukluk dönemi hastalıklarından biridir. Hastalığı geçirilmesi ya da aşılama ile uzun süreli bağışıklık kazanılır. Önemli olan ve endişe yaratan şey gebelik sırasında kızamıkçık geçirildiğinde bebekte oluşabilecek zararlardır. Daha önce kızamıkçık geçirmemiş ya da aşılanmamış gebe, gebelik sırasında hasta birisiyle yakın  teması sonucu enfeksiyonla karşılaşır. Bulaşması için uzun süreli ve yakın temas gerekmektedir. Hastalığın gebelik sırasında geçirilmesi hastalığın seyrini etkilemez ancak enfeksiyonun fetusa geçişi son derece önemlidir.

Gebeliğin

  • İlk 12 haftasında geçirilen enfeksiyon %90
  • 13-16. Haftalar arasında %50
  • 16. Haftadan sonra ise %35 oranında fetusa geçer.
  • 32. Haftadan sonra oran tekrar yükselir ve 36. Haftada yeniden %90’lara ulaşır.
  • İlk 12 haftadaki  geçiş sonrası, %20 düşükle sonlanır. %75-80’inde ise bir çok sistemde tutulum ve ağır hasarlar gözlenir.
  • 13-16. hatalardaki geçiş sonrası %50 bebekte işitme kaybı olur.
  • 17. haftadan sonraki geçişlerde ise fetusun enfeksiyondan zara görme şansı çok düşüktür.  

Klasik doğumsal kızamıkçık sendromu bulguları katarakt, kalp anomalileri ve sağırlıktır. Bununla beraber tüm sistemler etkilenebilir. İlk 8 haftada etkilenen fetuslarda kalp ve göz hastalıkları daha sık görülür.

Tanı:

Döküntüden sonraki 4-10 gün içinde  IgG pozitifleşir. Bir ay içinde en yüksek düzeye ulaşır ve yıllarca devam eder. IgM ise 5-7 gün sonra pozitifleşir ve genelde 6-8 haftta pozitf olarak kalır. Rubellaya benzer döküntülü hastalık durumunda  seroloji mutlaka yapılmalıdır. Daha önce bağışıklığı olmayan gebede serolojik değişikliklerin görülmesi, klinik bulgular ortaya çıktığında ve 15 gün sonra bakılan IgG değerinde  4 kattan fazla artış. veya IgM pozitiflği  tanıyı koydurur.

Rubella enfeksiyonu geçiren bir kişiyle temas hikayesi olan gebeye hemen serolojik test yapmak gerekir. IgG (+) ise , sorun olmayacağı söylenebilir. IgG ve IgM negatif ise 4hafta süresince haftada bir antikor düzeylerine bakılmalıdır.

Temastan 10  günden fazla süre geçti ise IgM düzeyi bakılabilir negatif ise sorun olmayacağı söylenebilir.  Ancak 6 haftadan uzun süre olduğunda IgG(+),IgM(-) olduğunda yorum yapmak güçtür.

Fetusta tanı konması, koryon vilusta ve amnion sıvısında virüsün, viral antijenlerin veya virüs DNA’sının bulunması ya da fetal kanda IgM saptanması ile konur. En güvenilir olanı amniotik sıvıda PCR ile virüs DNA’sının tespitidir. Annenin enfeksiyonun haftası konusunda şüphe varsa, belirti vermeyen reenfeksiyon varlığında ya da fetal riskin tam belirlenemediği 12-16. haftalarda geçirilen enfeksiyonda fetal enfeksiyon için araştırma yapılmalıdır. 12. Haftadan önce 17. haftadan sonra geçirilen enfeksiyonlarda bu araştırmaya gerek yoktur.

  • 12. Haftadan önceki enfeksiyonlarda gebelik sonlandırılmalıdır.
  • 16. Haftadan sonra bebeğin etkilenme riski çok düşüktür
  • 12-16 haftalar arası ise bebeğin enfeksiyonu için araştırma yapılmalı, varsa gebeliğin sonlandırılma seçeneği aileye sunulmalıdır.

Gebelik ve kızamık (Rubeola)

Bulaşıcılığı çok yüksek olan ateşli, döküntülü bir başka çocukluk çağı hastalığıdır. Solunum yolu ile bulaşır. Kuluçka dönemi 10-14 gündür. Ateş, burun akıntısı, konjuktivit ve karakteristik döküntüleri olan bir tablodur.  Bu enfeksiyonu geçiren hastalarda ömür boyu bağışıklık gelişir. Aşılama da uzun süreli bağışıklık sağlar. Gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonda özel bir doğumsal sendrom yoktur. Her ateşli hastalık gibi erken doğuma neden olabilir, annede erişkin dönemde olacağından enfeksiyon ağır geçebilir.

Gebelik ve HIV (AIDS)

İnsan  bağışıklık yetmezliği virüsü (HIV) kazanılmış  bağışıklık yetmezliği sendromuna(AIDS) neden olmaktadır. HIV ile enfekte kadınlar halihazırda AIDS olmayabilirler ancak HIV taşıyan üçte biri 5 yıl içinde AIDS tablosu ortaya çıkarırlar. HIV taşıyıcısı olan ve herhangi bir belirtisi olmayan kadınlarda gebelik AIDS in seyri üzerine herhangi bir olumsuzluk yapmaz. Ancak virüsün fetüs geçişi söz konusu olabilir. Bu geçiş plasenta yolu ile olabileceği gibi doğum sırasında ve emzirme döneminde de olabilir. Hangi haftada daha sık geçeceği konusunda net bir bilgi yoktur. HIV enfeksiyonu bebekte bilinen bir anomaliye ya da sendroma yol açmaz. Esas sorun bebeğe de HIV enfeksiyonun bulaşacak olmasıdır.  Çocuklarda HIV enfeksiyonu daha hızlı ilerlemektedir. HIV pozitif gebelere yasal sınırlar içerisinde gebeliğin tahliyesi önerilebilir. Doğum yönteminin HIV bulaştırma konusunda görüş birliği yoktur. Bazı araştırmacılar sezaryen ile doğumun geçişi azaltacağını savunmaktadır. Geçişi azaltmak amacıyla yeni doğanın da anne sütü ile beslenilmemesi önerilir.

Sağlıklı olarak takip edilen ve iyi tedavi edilen HIV pozitif gebelerin bebeklerine virus taşıma riskleri (%2) azalmaktadır. Ancak tedavi edilmeyen, sigara içen, uyuşturucu kullanan, A vitamin yetmezliği olan, beslenmesi bozuk olan viral yükü yüksek olan  gebelerde ise geçiş da yüksek oranlarda görülür.

Gebelik ve B grubu Streptokok enfeksiyonları

B grubu Streptokok  gebelerin %15-40’ında vajina florası ve rektumda bulunur. B grubu streptekok (GBS) enfeksiyonları yeni doğan enfeksiyonlarının en önemli nedenidir.  Yeni doğanda konjenital pnomoni, sepsis ve menenjite neden olabilir. GBS ilişkili yeni doğan enfeksiyonları %1-2 oranındadır. Şiddetli vajinal kolonizasyonu olan ve risk faktörü olan gebeler de ise yeni doğan enfeksiyon sıklığı 1000 de 45’lere yükselir. Annede ise idrar yolu enfeksiyonları, amniyon kesesi enfeksiyonları, doğum sonrası rahim iç duvarı enfeksiyonları (endometrit), sezaryen sonrası ateş ve nadiren pelvik enfeksiyonlara yol açabilir.

Yenidoğanda enfeksiyon gelişmesini önlemenin en iyi yolu annede  GBS varlığının saptanması ve doğum eylemi sırasında antibiyotik tedavisi kullanılmasıdır.   

Grup B streptekok taraması 35-37.gebelik haftaları arasında vajen ve rektumdan alınan sürüntü örneklerinde GBS  araştırmasıyla yapılmalı ve varlığı saptanırsa doğumdan en az dört saat önce başlayan ve doğum sonrasına kadar devam eden antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır.

GBS kolonizasyonu saptanan hastalar GBS enfeksiyonu için risk faktörü olan grupta (erken doğum yapacak olanlar, suları eylemden 18-24 saat önce gelenler, prematür erken membran rüptürü olanlar, idrarda GBS’si olanlar, daha önce GBS ile ilişkili enfeksiyonu olan çocuk doğuranlar) iseler yeni doğan enfeksiyonu geliştirme oranları daha fazladır.

Gebelik ve Toksoplazma

Toksoplazmoz, Toxoplazma Gondii adı verilen bir protzoonun oluşturduğu enfeksiyonudur. Enfeksiyon sağlıklı kişilerde herhangi bir sorun yaratmaz, çoğunlukla belirti vermez ve tedavi gerektirmez. Belirti verdiğinde genellikle grip benzeri ateş, yorgunluk, halsizlik, kas ve eklem ağrıları gibi hafif belirtilerle kendiliğinden iyileşir. Ancak bağışıklık sistemi bozuk  kişilerde ölüme bile yol açabilecek sorunlara yol açarken gebelerde de doğumsal enfeksiyonlara yol açabilir.

Enfeksiyon ağız yolu ile bulaşır. Bulaşma az pişmiş ya da pişmemiş etlerdeki doku kistlerinin  ya da iyi yıkanmamış sebze meyvelerdeki ookistlerin yenmesi, topraktaki, özellikle kedi dışkısı ile bulaşmış olan, ookistlerin ağız yoluyla alınması ile bulaşır. 1000 de 1-2 oranında gebelik sırasında akut toksoplazma enfeksiyonu geçirebilir. Gebe olmayan dönemde olduğu gibi çoğu belirti vermeden geçer. Fetusa geçişi parazitin kanda olduğu dönemde plasenta yolu ile olur. Bu dönem 3 hafta kadar sürer. Toksoplazma önce plasentayı enfekte eder ve orada çoğalır. Tedavi edilmez ise plasenta tüm gebelik boyunca canlı parazit kaynağı olmaya devam eder ve etkeni fetus ulaştırır.

Fetusun enfeksiyon riski annenin enfeksiyonu geçirdiği gebelik haftasıyla ilişkilidir. Gebelik haftası ilerledikçe fetusta enfeksiyon riski artar ancak fetusta oluşturacağı hasar ise azalır. Dolayısıyla erken gebelik haftalarında enfeksiyonun fetusa ulaşma riski az olmakla beraber oluşturacağı hasar çok  şiddetli olacaktır.

Fetus enfekte olursa, erken gebelik haftalarında düşük gerçekleşebilir, anne karnında ölüm görülebilir, yeni doğanda hidrosefali (beyinde su toplanması), görme sorunları (koryoretinit), beyinde kalsifikasyonlar, hepatit, pnömoni, kalp kası enfeksiyonu, zeka geriliği gözlenebilir.  Klasik bulguları hidrosefali, kafa içinde kalsifikasyonlar ve koryoretinittir. 

Doğumdan sonra bebekte enfeksiyon saptandığı halde hiçbir bulgu vermeyen yeni doğanlar da olabileceği gibi, yıllar sonra görme ve işitme bozuklukları da ortaya çıkabilir.

Tanıyı koymak için serolojik testler yapılmalıdır. Annenin enfeksiyonunda IgM 5. günde pozitif olur. 1.ay en yüksek düzeye ulaşır, birkaç ay içinde kaybolur. IgG ise bir  iki ay içinde pozitiflleşir  ve tüm yaşam boyunca devam eder. Anne enfeksiyonu negatif IgG’nin pozitif olması ya da IgM in tespiti ile konulur.

Bebeğin enfekte olup olmadığının saptanması, gebeliğin sonlandırma kararında veya tedavi şeklinin kararında etkilidir. 6. Gebelik haftasından önce 30 . gebelik haftasından sonra geçirilen enfeksiyonlarda fetal enfeksiyonun belirlenmesi için prenatal tarama yapmak gereksizdir.  Bebeğin enfeksiyonun araştırılması anne enfeksiyonundan 4  hafta sonra yapılmalıdır. En etkili yöntem amnion sıvısında PCR ile paraziti belirlemektir.

Tedavideki amaç  parazitin bebeğe geçmesini engellemek, geçiş olmuş ise fetal doku hasarını azaltmak veya önlemektir. Toksoplazma bebeğe enfeksiyonun başlamasından 4-8 hafta sonra geçeceğinden annede tanı konar konmaz tedavi başlamalıdır ve tedavi gebelik süresince devam ettirilmelidir.  Bebekte enfeksiyon saptanırsa gebeliğin sonlandırılması ya da yeni tedavi planı yapılmalıdır. Aileye durum ve oluşturacağı riskler hakkında bilgi verilmeli ve gebeliğin devamı konusunda ortak karar verilmelidir.

Toksoplazma enfeksiyonu geçirmediği saptanmış ve bu enfeksiyona açık gebeler için en önemli şey, enfeksiyonun bulaşmasını engellemektir. Gebelik süresince çiğ ve az pişmiş et tüketilmemeli, sebze ve meyveler yemeden önce çok iyi yıkanmalı, kedi ile temastan özellikle dışkısı ile temastan kaçınılmalı, temas olursa eller mutlaka çok iyi yıkanmalı ve ağıza götürülmemeli, toprak ile uğraşılırsa benzer şekilde el temizliğine dikkat edilmelidir. 

Gebelik ve grip 

İnfulenza (A,B,C) vurusunun neden olduğu solunum yolları hastalığı olan grip gebelerde daha sorunlu olarak geçebilir. Gebelik grip gelişmesini kolaylaştırmamakla birlikte  gebelik döneminde bağışıklık sisteminde oluşan değişiklikler nedeniyle grip komplikasyonları daha sık ve şiddetli olabilir. Hafif üst solunum yolu belirtilerinden (burun tıkanıklığı, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrısı, ateş, yorgunluk) pnömoniye kadar değişen klinik tablolar oluşturabilir. Risk faktörleri de olan (kalp hastalığı , tip 1 diyabet, kronik akciğer hastalığı, bağışıklık sistemi bozukluğu) gebelerde girip daha ağır seyredebilir. Sıklıkla Kasım – Nisan aylarında artış gösteren grip  en sık Aralık ve Mart  aylarında görülür. Gribin bebek  üzerinde herhangi bir komplikasyon oluşturduğuna dair bilgi yoktur. Ancak  enfeksiyon ölü doğum ve erken doğumu gibi olumsuzlukları tetikleyebilir.

Gebelik sırasında olası komplikasyonların tedavisinden çok gribe yakalanmamak önemlidir. En iyi tedavinin yatak istirahati ve bol sıvı tüketimi olduğu bilinmektedir. En iyi koruma yöntemi ise genel sağlık önerilerinin dışında Ekim ayının başlarında Grip aşısının yapılmasıdır. Kullanılacak olan aşı ölü virüs aşısıdır,  kendisi gribe neden olmaz. Oluşan bağışıklık yanıtı sayesinde koruyuculuk gelişir. Hatta bebeğinize ulaşan antikorlar sayesinde yeni doğan döneminde de bebeğiniz için bir süre koruyucu olacaktır.   Gebeliğin herhangi bir döneminde yapılabilmesine karşın sıklıkla 1.trimestrin sonundan itibaren güvenle uygulanabilir. Aşının yan etkileri olarak enjeksiyon yerinde hafif şişlik ve ağrı, hafif baş ağrısı, çok yüksek olmayan ateş ve  nadiren alerjik reaksiyonlar görülebilir. Tüm bunlarda bir iki gün içerisinde geriler.

Grip sırasında;

Günde 10 bardak su için, özellikle taze sıkılmış meyve sularını, hem sıvı ihtiyacınızı hem de besinsel desteğinizi sağlayacağı için ihmal etmeyin, iştahınız azalmış olabilir ancak  öğün miktarlarını azaltıp sayısını arttırarak (en az 6 öğün) direncinizi arttırmanızda yarar vardır. Bol bol istirahat edin, yatarken başınızı iki üç yastık yardımıyla yüksekte tutun. Bulunduğunuz ortamın havasının nemli olmasına özen gösterin.

Gebelik ve tetanoz aşısı

Tetanoz, Clostridium Tetani adlı bakterinin neden olduğu bir enfeksiyondur. Genellikle kafa kaslarından başlayarak aşağıdaki kasları da içene alarak devam eden kasılmalarla karakterize bir hastalıktır. Solunum yollarındaki kasların spazmı sonucu ölüme neden olabilir. Tetanoz insandan insana bulaşmaz, bakteri sporları ile klirli topraktan, kirli metal eşyalardan, pas ve hayvan dışkısı ile temastan sonra bulaşabilir. Bakteri sporlarının vücuttaki bir yara yolu ile vücuda ulaşması ile gelişir. Bir diğer bulaşma yolu ise yeni doğanda göbek kordonunun uygun olmayan maddelerle kesilmesi sonucu bakterinin bulaşmasıdır. Kuluçka dönemi genellikle bakteri girişinden sonra iki haftadan az bir zamandır.  Süre ne kadar kısa ise hastalık o kadar ağır geçer.

Korunmanın en önemli yolu aşılamadır. Tetanoz aşısı koruyuculuğu sürekli sağlayamaz, 10 yıllık tekrar dozlarına ihtiyaç vardır. Bu süreden uzun  bir sürede  gebe kalmış, önceden tetanoz aşı programı uygulanmış gebelerde tekrar dozuna ihtiyaç vardır. Aksi taktirde tekrar dozuna gerek yoktur.

Son 10 yılda tekrar dozu yapılmış gebelerin yeniden aşılanmasına gerek yoktur.

Son 10 yılda tekrar dozu yapılmamış gebelere 1. trimestrden sonra ölü aşı olan tetanoz aşısı yapılabilir.

Daha önce aşılanmamış bir gebelere  ise 1. trimestrden sonra 4 ila 8 hafta arayla  yapılacak iki doz tetanoz aşısı yeterli olacaktır.

2016 © Gebeolmak.com | Greenweb